Kapadokya, batıda Tuz Gölü, doğuda Fırat Nehri, güneyde Toros ve kuzeyde Kuzey Anadolu Dağlarına kadar uzanan bölgeye antik dönemde verilen addır. Günümüzde ise, Kayseri, Niğde, Nevşehir ve Aksaray illerini kaplayan alana Kapadokya denmektedir.Bölgeyi meydana getiren volkanik kayaçlar, Üst Miyosende(günümüzden 25 milyon ile 10 milyon yıl önce) etkinlik gösteren Volkanizma’nm ürünüdür. Kesintili olarak devam eden volkanik faaliyetler sonucu, yöre­de yaklaşık kalınlığı zaman zaman 300 metreye varan farklı karakterde volkanik tüller oluşmuştur. Göreme dolaylarında yer alan ve Kavak üyesi olarak adlandırılan kayaçların tüfîitik düzeylerinin yüzeysel aşınma dirençle­ri düşüktür. Yöredeki derin vadilerin açılmasının nedeni de kayaçların dirençlerinin zayıf olmasından kaynaklan­maktadır. Masif yapılı laharik seviyeler ise erozyona karşı kısmen daha dayanıklıdır. Erozyona karşı daha dayanıklı masif yapılı laharik yüzeyler daha az aşındığı için ayak­ta kalmış diğer yüzeylerin aşınması ile doğa harikası peribacaları oluşmuştur. Yöredeki Peribacalarmm konik görünümlü ana gövdesi bu nedenle erozyona karşı daha dirençli kalabilmiştir. Peribacalarmm yüzeyini kaplayan likenler de aşınmayı bir ölçüde azaltmaktadır. Kayaç yüzeyi likenle kaplı olmayan bölümlerde aşınmanın daha hızlı olduğu gözlenmektedir. Çok önemli değerlere sahip Kapadokya, ne yazık ki büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. İnsan etkinliklerinden kaynaklanan tehlikenin içerisinde turizm amaçlı kullanı­mın, plansız gelişme ve yapılaşmanın yol açtığı tahribat ilk sırada yer almaktadır. Öte yandan doğanın yaptığı tahribatın en önemlisi peribacalarmda ve kiliselerde görülen çatlaklardır.

        Aşınmalara son derece müsait olan bölgemizdeki kayaç­ların bazı bölümlerinde, hızlı akan sular ve kış ayların­da meydana gelen donmalar sonucunda ortaya çıkan aşınmalar nedeniyle, derin yarıklar oluşmaktadır. Bu kayaçların içine bir de insanlar tarafından kazılarak çeşitli mekanların yapılması stabilitesini etkilemektedir. Oyulan kesimlerin üzerinde askıda kalan kütle, kesme ve çekme gerilmelerine maruz kalmakta, erozyon nedeniyle direnci azalan kesimler bloklar halinde kopmaktadır. Kopmalar neticesinde de bölgemizdeki kültür varlıkları yok olmaktadır.

Ünlü seyyah ve araştırmacı Charles TEXIER, 19. yüzyılın ikinci yarısında ülkemizde yaptığı incelemeler sonunda,”Ürgüp’te sayısız küçük kilise ve şapel var. Umalım ki günün birinde bu anıtlar, daha güzel bir incelemenin konusu olsun ve böylece tahrip olmaktan korunsunlar” diyerek, bir gün bu eserlerin kurtarılması için çalışma yapılması gerektiğini belirtmiştir. TEXİER’in dileği yaklaşık 100 yıl sonra gerçekleşmiş, ICCROM (Kültürel Varlığın Koruma ve Restorasyonu İçin Uluslararası Araştırma Merkezi) ve Kültür Bakanlığının ortak girişimleri ile Göreme’de ilk restorasyon çalışmaları 1973 yılında başlamıştır.

kilise1.jpg

Çarıklı Kilise İsa’nın resmi[restorasyon öncesi ]

kilise11.jpg

..ve restorasyon sonrası